Dilinizi Seçin

Şanlıurfa"nın 44 km. güney doğusunda bulunan ve her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen tarihi kent Harran, kendi adıyla anılan ovanın merkezinde kurulmuştur.

İlçe nüfusu 2016 yılı TUİK verilerine göre 83 bin 072 tir.

Şanlıurfa il merkezinin 33 km güneyinde, Harran yolunun solunda, ovanın ortasındadır. 43 metre yüksekliği, 550 metre çapı ile bölgenin en büyük höyüklerindendir. Açık havalarda bakıldığında Şanlıurfa il merkezinden bile görülebilir. Eski adı Huzurina / Hostra’dır. Burası 1940 ve 50’li yıllarda Şanlıurfa’da ilk arkeolojik kazıların yapıldığı ve üzerlerinde Gılgamış Destanı’nın yazılı olduğu tabletlerin bulunduğu önemli bir alandır. Bulunan bu çivi yazılı tabletler Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde görülebilir.

Sultan Tepe aynı zamanda Türk Sineması’nın kült filmlerinden biri olan 1985 yapımı Züğürt Ağa filminin çekildiği yerdir. Filmde set olarak kullanılan ev halen durmaktadır.

Asıl adı Şeyh Yahya Hayat Bin Abdülaziz olan Hayat el-Harrani Harran’da doğmuştur. Keramet sahibi bir kişilik olduğuna, kuraklık dönemlerinde yaptığı dualarla yağmur yağdırdığına inanılır. Kendisiyle çağdaş olan sultanlar mutlaka Hz. Şeyhi ziyaret ederler, onunla görüşmekten onur duyarlar ve hayır duasını alırlarmış. Hayat el-Harrani’yi ziyaret ettiği bilinen hükümdarlar arasında Selahaddin Eyyubi ve Urfa fatihi Nureddin Mahmud Zengi de vardır. Şeyhin Camii ve türbesi bugün Harran kent surları dışındadır.

Hayat el-Harrani türbesinin kuzeyinde bulunan tarihi kuyu halk arasında Hz. Yakup Kuyusu olarak bilinir. Hz. Yakup’un Laban’ın kızları Rakel ve Leyye ile bu kuyu başında evlendiğine inanılır.

Bugün ören yerinde otoparkın olduğu, Ulu Cami’ye doğru yürümeye başlanılan tepedir. Burada yapılan kazılarda M.Ö. 7 binlere kadar giden buluntular keşfedilmiştir. M.Ö. 1950 yıllarına tarihlenen silindir Asur mühürleri ile M.Ö. 650 yıllarına tarihlenen Kral Nabonid ve Sin (Ay) Tapınağı’ndan bahseden çivi yazılı tabletler bulunmuştur. Höyükte Halaf, Ubeyd, Uruk, Hitit, Hurri, Mitanni, Asur, Babil, Helen, Roma, Bizans, sonrasında İslami dönemde Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Zengiler, Eyyubiler ve Selçuklular gibi çok önemli uygarlıkların izlerine rastlanılmıştır. Burada bulunan bütün buluntular Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nde görülebilir.

Harran şehri elips şekli bir plana sahiptir. Kentin bazı kaynaklara göre 6, bazı kaynaklara göre 7 kapısı vardır. Surların 187 burcu mevcuttur ve surların toplam uzunluğu yaklaşık 4 km uzunluğunda ve yüksekliği 5 metre civarındadır. Bugünkü surların Roma Dönemi’nden kaldığı düşünülmektedir. 1059’da Beni Numeyr aşiretinden Yahya Bin Şatr onartmıştır. Kapılardan bugün sadece batıdaki Halep Kapısı ayaktadır. Kapıya ait yazıtta Selahaddin Eyyubi’nin kardeşi El Melik El Adil’in adı geçmektedir.

Ulu Camii, Türkiye’de İslam mimarisinde yapılmış en eski camidir. Son Emevi Halifesi II. Mervan tarafından 744-750 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Kapladığı alan 104 x 107 metredir. Bugün de ayakta olan minaresinin yüksekliği 33.30 metredir. Bu minarenin uzun yıllar boyunca rasathane olduğu iddia edilmiş, fakat daha sonra cami minaresi olduğu anlaşılmıştır. Minareye 105 basamaklı bir ahşap merdiven ile çıkılabildiği bilinmektedir. Kalenin doğusunda 2014 yılından beri Prof. Dr. Mehmet Önal başkanlığında kazı çalışmaları yürütülmektedir. Kazılarda hamam, podyumlu su kuyusu, sarnıçlar, şadırvanlı bir avlu, bedesten ve çarşıya ait dükkanlarla bir yol ortaya çıkarılmıştır.

Harran’ın simgelerinden biri şüphesiz ki kümbet evlerdir. Bölgede çatı yapımında mertek olarak kullanılacak hemen hemen hiç ağaç bulunmadığı için böyle bir mimari tarz geliştirilmiştir. Harran kümbet evlerinin özelliği üst çatı örtüsünde tuğla kullanılmasıdır. 30-40 tuğla dizisi ile örülen konik çatılar içeriden ve dışarıdan balçık sıva ile sıvanır ve tepesinde delik bırakılır. Bu delik yazın ısınarak yükselen havanın evin içinden tahliye olmasını ve evin içinin serinlemesini sağlar. Kışın ise içeride yakılan ateş için baca görevi görür. İklim şartları gözetilerek inşa edilen bu evler yazları serin, kışları ılıktır. Her 2-3 yılda bir bakımlarının yapılması ve onarılmaları gerekmektedir.

Harran Kalesi şehrin güneydoğusunda, kale surlarına bitişik inşa edilmiştir. İslam kaynakları kalenin yerinde daha önce bir Sabii (gök cisimlerine tapanlar) tapınağı olduğundan bahseder. Antik kaynaklarda sıkça geçen Harran’daki Sin (Ay) Tapınağı’nın burada olması muhtemeldir. Yazılı kaynaklarda son Emevi Halifesi II. Mervan’ın 10 milyon dirhem altın harcayarak bu kaleyi yaptırdığı söylenmektedir. Kale 3 katlı olarak inşa edilmiştir. Harran Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından kale ve çevresinde kazı çalışmaları yürütülmektedir.

Adı her ne kadar mağara da olsa aslında burası insan eliyle oluşturulmuş bir taş ocağıdır. Harran’ın 23 km doğusunda Tek Tek Dağları Milli Parkı girişinde bulunur. Yolun iki tarafında bulunan bu mağaralar Bazda, Albazdu, Elbazde, Bozdağ mağaraları adlarıyla da bilinir. Kayalardaki Arapça yazıtlar burasının 13. yüzyılda “Abdurrahman el-Hakkâri, Muhammed İbn-i Bakır, Muhammed-el Uzzar” isimli şahıslar tarafından işletildiğini yazar. Harran, Şuayib Şehri ve Han El-Ba’rur yapıları inşa edilirken kullanılan yapı malzemesi bu taş ocağından sağlanmış olmalıdır. Yaklaşık 15 metre yüksekliğe ulaşan bu yapay mağaralar bu şekilde oluşmuştur.

Harran’ın yaklaşık 30 km doğusunda, Göktaş köyünde bulunan ve Eyyubiler Dönemi’ne tarihlenen bir kervansaraydır. Kervansaray Bağdat-Harran yol güzergahının tam üzerinde bulunur. Mescit, muhafız odası, ahırlar, hamam ve yazlık odalardan oluşur. Giriş kapısı üzerindeki yazıta göre 1219 yılında Hacı Hüsameddin Ali Bey tarafından yaptırılmıştır. “Ba’rür” Arapça “keçi pisliği” anlamına gelir. Rivayete göre hanı yaptıran kişi bu hanı kuru üzümle doldurmuş, gelip geçene, kervansarayda konaklayan misafirlerine ikram edermiş ve dermiş ki, “Benden sonra gelenler burayı keçi pisliği ile dolduracaklar”. Moğol istilası sonrası harabeye dönen kervansaray efsanede Hacı Hüsameddin Ali Bey’in de dediği gibi yöre halkı tarafından uzun yıllar boyunca ahır olarak kullanılmıştır.

Han El-Ba’rur Kervansarayı’ndan 13 km daha doğuya devam edildiğinde Şuayib antik şehrine varılır. Harran’a uzaklığı 40 kilometredir. Her ne kadar Hz. Şuayib ile ilişkilendirilse de burası Geç Roma Dönemi’ne, yani M.S. 4 ve 5. yüzyıllara ait bir yerleşimdir. Evler tipik Roma evleri tarzında yapılmış olup üçgen alınlıklı, çatılı ve etrafı duvarlarla çevrili bir avlu ve evin altında kayalara oyulmuş bir kilerden oluşur. Her evin içinde bir su kuyusu bulunmakta ve evlerin avlu kapıları ızgara şeklinde planlanmış sokaklara açılmaktadır. Hz. Şuayib’in bir dönem burada yaşadığına inanılır ve mağaralardan biri yöre halkı tarafından Şuayib Peygamber Makamı olarak ziyaret edilir. Hz. Musa’nın kayınpederi olan Hz. Şuayib’in Hz. Musa’ya Kızıldeniz’i yardığı o meşhur asasını burada verdiğine inanılır. Arkeoloji ve fotoğraf tutkunları için oldukça ilginç bir yerdir.

Şuayib şehrinden kuzeye dönüp 18 km devam edildiğinde Soğmatar’a gelinir. Soğmatar’ın Harran’a uzaklığı 57 kilometredir. Soğmatar’ın bugünkü adı Yağmurlu Köyü’dür. Soğmatar, Arapçada “sokak” veya “çarşı” anlamına gelen “suk” ile “yağmur” anlamına gelen “matar” kelimesinden oluşur. “Yağmur Sokağı / Çarşısı” anlamına gelen “Suk el Matar” kelimesinin bozulmuş halidir. Soğmatar’ın M.S. 2. yüzyıl civarına tarihlenen Abgar Krallığı Dönemi’nde ay tanrısı Sin’e tapınılan bir kült merkezi olduğu bilinmektedir. Soğmatar Köyü içinde Ay tanrıçası Sin’e tapınılan bir mağara (Pognon Mağarası), yamaçlarında tanrı kabartmalarının, üzerinde ise kayalara kazınmış Süryanice yazıtların bulunduğu, adakların adandığı bir kutsal tepe ile çevre tepelerde 6 adet kare ve yuvarlak planlı anıt mezar ve çok sayıda kaya mezarları bulunur. Soğmatar civarında yaklaşık 20 adet taş ocağı belirlenmiştir. Tespit edilen toplam Süryanice yazıt sayısı ise 14’tür.

Karahan Tepe, Şanlıurfa il merkezinin yaklaşık 50 km güneydoğusunda, Tek Tek Dağlı Milli Parkı’nın kuzey ucunda yer alır. Karahan Tepe’de henüz hiç kazı yapılmamıştır. Höyük ve civarında sayısız yontma taş aletler ile birçoğu hala toprağın altında bulunan sayısız T şeklinde sütun bulunur. Bu sütunlar Göbekli Tepe’deki sütunlara çok benzeseler de boyut olarak görece daha küçüktürler. Karahan Tepe’ye özel araçla ulaşmak mümkündür. Herhangi bir yol işaretlemesi bulunmadığından harita uygulamaları yardımıyla gidilmesi tavsiye olunur.

Çemdin ya da Çimdin kale olarak adlandırılan bu kaleye Şanlıurfa – Viranşehir yolunun 61. kilometresinden güneye dönüp 9 kmdevam ederek ulaşılır. Etrafı derin savunma hendekleri ile çevrili bu kalenin Eyyubiler Dönemi’nde (12. yüzyıl) yapıldığı tahmin edilmektedir. Kale içinde bir de türbe mevcuttur. Kitabesine göre türbe peygamber soyundan İbrahim oğlu Mesut Ali’ye aittir. Kalenin batı girişi altında derin büyük mağaralar mevcuttur. Kalede bir de su kuyusu bulunur.

Soğmatar'ın 17 km kuzeydoğusunda, Betik'in 10 km doğusundadır. Köy meydanındaki ağıllarınduvarlarında bolca kullanılan blok taşlardan, burada büyük yapı kalıntılarının mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Soğmatar'daki Süryanice yazıtlı Kutsal Tepe'nin bir benzeri Kasr-ül Benat'ta bulunmaktadır. Köyün kuzeyindeki bu kayalık tepede 10'dan fazla Süryanice yazıtın bulunması, buranın “Yazıtlı Tepe” olarak adlandırılmasına sebep olmuştur. Kutsal Tepe'nin M.S. 2. yüzyıla tarihlenen yazıtlarından biraz daha geç dönemlere, 3. veya 4. yüzyıllara tarihlenen“Yazıtlı Tepe” yazıtları stil olarak da Soğmatar yazıtlarından farklılık göstermektedir. İki ya da üç konturlu olarak yazılmış bu yazılar Süryani kaligrafi sanatının Urfa ve çevresinde bilinen tek örnekleri olması bakımından önem taşımaktadır.

Senemmığar “Put mağarası” anlamına gelir. Daha eski adı “Şelemmağar”, oda Süryanice yine aynı anlama gelir. Soğmatar’ın 29 km kuzeyinde Büyük Senem Mığar köyünde bulunur. Her ne kadar M.Ö. 400 ila M.S. 200 yılları arasında çok tanrılı pagan inançların merkezi olsa da sonrasında Hristiyan Süryanilerin önemli bir merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Yaklaşık 8-10 evden oluşan köydeki tepede kesme taşlardan yapılmış üç katlı anıtsal yapının bir manastır ya da saray kalıntısı olduğu düşünülmektedir. Sanem Mağara yapılarını M.S. 5. yüzyıla tarihlemek mümkündür. Anıtsal manastırın yanında kayalara oyulmuş sayısız kilise mevcuttur. Sanem Mağara, Soğmatar’ın aksine Hristiyanlığın sembolü olan haç motifleri ile doludur. Fotoğraf, dinler tarihi ve arkeoloji tutkunları için Senemığar çok ilginç detaylar ve hikayeler sunar.